İlkbaharın adı Mayıs

Hava ısınmaya başlamıştı. Yazın habercisiydi bu ilkbaharın son ayı. Mayıs; mutlu, eğlenceli, yaşamsal, hüzünlü, durağan, canlı… Evin sıcaklığına dayanamayıp açtım penceremi. Tatlı tatlı rüzgâr girmeye başladı evime. Nefes aldım derince. Kalp atışlarım heyecanımın göstergesiydi. Sıcak havanın estirdiği bu rüzgâr beni neden heyecanlandırdı ki? Neden hüzünlendim ansızın? Peki ya içim neden böyle buruk ve ben neden yalnızım? Bu sorulara tek cevabım, geçmişten zihnimi kaplayan bir anı. Mayıs baharın en tatlı ayı, kışın evde geçirilen onca vaktin sonu, balkon zamanı demekti bir zamanlar. Şimdi ise balkonu olmayan bir evde, penceremin boş duvara baktığı bir yerde mayıs çok yalnız, kimsesiz.

Akşamüzeri olmuş, güneş batmaya yüz tutmuş. Biz üzerimizde yazlık kıyafetler, ellerimizde kahvelerimiz, balkona çıkıyoruz. Biz birbirimizle var oluyoruz. Seviyoruz, seviliyoruz. Gülmek takıntı olmuş hepimizde. Saatlerce ama saatlerce sohbet ediyoruz. Sabah erken uyanacağımızı bile bile geçmek istemiyoruz evin içine. Ama karanlık içine çekiyor bizi. Karşı koyamıyoruz karanlığa. Gözlerimiz kapanıyor yavaşça. Sonra birer birer dağılıyoruz çil yavrusu gibi. Ve ben şimdi boş gri duvara bakıp, gözlerimi hiç kapatmamış olmayı diliyorum. O balkonu hiç terk etmemiş ve hiç uyumamış olmayı diliyorum. Biliyor musun, ben bizi çok özlüyorum.