Evdeki 11. günüm

  Bugün dedemle telefonda konuştum. Ona dikkatli olmasını dışarıya çıkmamasını söyledim ve bunun onun için kolay olmayacağını hatırladım. Çünkü dedem her sabah saat altıda uyanır ve bir saatlik bir yürüyüşe çıkar. Öyle kolay kolay yorulduğunu da hatırlamıyorum. Ve sonra yaşlı insanlara yeni bir gözle bakmaya başladım. Hani biz onlara diyoruz ya “sizin sağlığınız için evinizde oturun” diye. Onlar bizim gibi internetle haşır neşir değiller ki. Onlar bizim gibi telefonu ellerinden düşürmeyen insanlar değiller ki. Onlar tarlada, bahçede, doğada büyümüş insanlar. Hala bu hayattayken ağaçları görmek, hayvanları sevmek, dışarıda olmak istiyorlar. Alıştıkları hayatı istiyorlar sadece. Doğaya alışan bir insanın eve kapatılması, aslında o insanın hastalık ve ölüm fermanının imzalanması demek olduğunu düşünüyorum artık. Ama bu aralar buna mecbur olduklarını da biliyorum tabi.

  Niyeti sadece dalga geçmek olan gençlerden de çok sıkıldım. İnsanları oyuncak ettiler, ellerinde telefonla dolaşıp nerede bir yaşlı insan görseler video çekmeye başlıyorlar. Bu sadece haddini bilmemektir bence. Hayır, asıl senin ne işin var dışarıda. Sen de otur evinde! Bizim insan olarak en büyük problemimiz empati kuramamak. Kendimizi başka bir insanın yerine koyarak, “ben olsaydım nasıl düşünürdüm, ne derdim, ne yapardım?” diyemiyoruz bir türlü. At gözlüklerini takmış ilerliyoruz sadece.

Evdeki 8. günüm

Ben evde kaldığım süre boyunca çok önemli bir şeyi fark ettim. Kendimi… Uzun zamandır kendimde değilmişim meğer. Hep dışarıya, sorunlara takılıp kalmışım. Franz Kafka’nın da dediği gibi “Dışarıya kapanmak esasen içeriye açılmaktır.” ve bugün evde sekizinci günüm. Ben artık sorunlara değil çözümlere odaklanıyorum.

Kendimi dinlemeye başladım son zamanlarda. Bugüne kadar yaşadığım olayları düşünmekten hep kaçınmışım meğer. Eskiden yaşadığım her olayda kendimde bir suçluluk payı buluyordum, artık sadece öyle olması gerekiyormuş diyorum. Ya da insanlar böyleymiş diyebiliyorum. En önemlisi bunca yaşanan olaylardan kendime çıkardığım ders; hayatı anlık, plansız yaşamak.

Biliyorum bana kızacaksınız ama ben bazen bu virüsün iyi bir şey olduğunu düşünüyorum. Hem ruhsal açıdan hem de çevre açısından iyi gelen yönleri olduğuna inanıyorum. Çok uzun zamandır temizlenmeyen otobüsler, metrolar, dolmuşlar, kapı önleri, evler, binalar, yollar vs. temizlenmeye başladı ölüm korkusuyla birlikte.

Ya da insan görmek istemediği halde her gün görmek zorunda olduğu kendisine ruhsal olarak zarar veren insanlardan uzaklaşma fırsatı bulabildi. Belki de tam tersi; evde mutlu olamayan insanlar eve hapsolmak zorunda kaldı bilemiyorum. Ama her halükarda herkes hayata, şu an sahip olduğu bakış açısı dışında başka bir bakış açısıyla da bakmayı öğrendi. En azından ben öğrendim.

Belki de bu ölüm korkusuyla insanlar, katlettikleri hayvan sayısını azaltır, hayvanları yemeği bırakır ve hayvanları sadece sevmeyi öğrenirler diye bir umut taşıyorum içimde.

Evdeki 5. günüm

Gerçek olmasını istemediğim bir durum var ortada. Bir salgın var, adı corona; yok eden, hapseden en önemlisi de öldüren. Bugün evde oluşumun beşinci günü, bugüne kadar hiç korkmamıştım birinin ölümüne sebep olmaktan. Çünkü böyle bir durumda vicdan azabıyla nasıl yaşarım bilemem. Bu virüsün tam olarak ne olduğunun bilinmemesi de beni korkutuyor. İnsanlara zarar gelecek düşüncesi olmasa aklımda, pek de bir korkum olmayacak aslında. Zaten evde kalmanın bana pek bir zorluğu yok. Alıştım ben odamda kitaplarımla birlikte olmaya, okumaya, yazmaya, araştırmaya… Ama deniz kokusunu içime çekememek var ya işte en çok o zor geliyor bana. Ben gencim bana bir şey olmaz deyip çıkmıyorum dışarıya ama yaşına başına, sağlığına bakmadan dışarıda dolaşanlar var hala çok da sinir oluyorum onlara. Bu kadar ciddiyetsizlik olmaz. Umarım herkes tehlikenin farkına varır en kısa zamanda ve umarım çok az kayıpla atlatırız bu günleri.

Sabredin, kurtulacağız elbet

Bu salgın illetinden

Bunun da üstesinden geleceğiz

Eskisi gibi sokaklara çıkıp

Bağıra çağıra koşacağız sevinçten

Tutacağız çocuklarımızın ellerinden

Parklara, bahçelere oynamaya gideceğiz

Yine seveceğiz kedileri

Köpekler atlayacak üzerimize

Kuşlar etrafımızda ötüşecek

Sevdiklerimize kavuşup,

Hasret gidereceğiz yine

Bir sabah uyanıp erkenden

İneceğiz sahile,

Güneşin doğuşunu seyredeceğiz.