Evdeki 8. günüm

Ben evde kaldığım süre boyunca çok önemli bir şeyi fark ettim. Kendimi… Uzun zamandır kendimde değilmişim meğer. Hep dışarıya, sorunlara takılıp kalmışım. Franz Kafka’nın da dediği gibi “Dışarıya kapanmak esasen içeriye açılmaktır.” ve bugün evde sekizinci günüm. Ben artık sorunlara değil çözümlere odaklanıyorum.

Kendimi dinlemeye başladım son zamanlarda. Bugüne kadar yaşadığım olayları düşünmekten hep kaçınmışım meğer. Eskiden yaşadığım her olayda kendimde bir suçluluk payı buluyordum, artık sadece öyle olması gerekiyormuş diyorum. Ya da insanlar böyleymiş diyebiliyorum. En önemlisi bunca yaşanan olaylardan kendime çıkardığım ders; hayatı anlık, plansız yaşamak.

Biliyorum bana kızacaksınız ama ben bazen bu virüsün iyi bir şey olduğunu düşünüyorum. Hem ruhsal açıdan hem de çevre açısından iyi gelen yönleri olduğuna inanıyorum. Çok uzun zamandır temizlenmeyen otobüsler, metrolar, dolmuşlar, kapı önleri, evler, binalar, yollar vs. temizlenmeye başladı ölüm korkusuyla birlikte.

Ya da insan görmek istemediği halde her gün görmek zorunda olduğu kendisine ruhsal olarak zarar veren insanlardan uzaklaşma fırsatı bulabildi. Belki de tam tersi; evde mutlu olamayan insanlar eve hapsolmak zorunda kaldı bilemiyorum. Ama her halükarda herkes hayata, şu an sahip olduğu bakış açısı dışında başka bir bakış açısıyla da bakmayı öğrendi. En azından ben öğrendim.

Belki de bu ölüm korkusuyla insanlar, katlettikleri hayvan sayısını azaltır, hayvanları yemeği bırakır ve hayvanları sadece sevmeyi öğrenirler diye bir umut taşıyorum içimde.