Evdeki 11. günüm

  Bugün dedemle telefonda konuştum. Ona dikkatli olmasını dışarıya çıkmamasını söyledim ve bunun onun için kolay olmayacağını hatırladım. Çünkü dedem her sabah saat altıda uyanır ve bir saatlik bir yürüyüşe çıkar. Öyle kolay kolay yorulduğunu da hatırlamıyorum. Ve sonra yaşlı insanlara yeni bir gözle bakmaya başladım. Hani biz onlara diyoruz ya “sizin sağlığınız için evinizde oturun” diye. Onlar bizim gibi internetle haşır neşir değiller ki. Onlar bizim gibi telefonu ellerinden düşürmeyen insanlar değiller ki. Onlar tarlada, bahçede, doğada büyümüş insanlar. Hala bu hayattayken ağaçları görmek, hayvanları sevmek, dışarıda olmak istiyorlar. Alıştıkları hayatı istiyorlar sadece. Doğaya alışan bir insanın eve kapatılması, aslında o insanın hastalık ve ölüm fermanının imzalanması demek olduğunu düşünüyorum artık. Ama bu aralar buna mecbur olduklarını da biliyorum tabi.

  Niyeti sadece dalga geçmek olan gençlerden de çok sıkıldım. İnsanları oyuncak ettiler, ellerinde telefonla dolaşıp nerede bir yaşlı insan görseler video çekmeye başlıyorlar. Bu sadece haddini bilmemektir bence. Hayır, asıl senin ne işin var dışarıda. Sen de otur evinde! Bizim insan olarak en büyük problemimiz empati kuramamak. Kendimizi başka bir insanın yerine koyarak, “ben olsaydım nasıl düşünürdüm, ne derdim, ne yapardım?” diyemiyoruz bir türlü. At gözlüklerini takmış ilerliyoruz sadece.