BİR KADININ KADINA BAKIŞI

Geçenlerde pazara gittim. Pazara gittikçe yanına uğradığım bir teyze var. Çocuklarını okutabilmek için pazarda kıyafet satıyor. Yanına gidip selam verdim. Teyzeden aldıkları eşofman için iki TL indirim yapmak uğruna pazarlık yapan, komşusu olduğunu sonradan öğrendiğim üç kadın vardı. Aralarından yaşça en büyükleri karşıma geçip durdu. Beni süzdüğünün farkındaydım ve saygısızlık yapmamak adına hiçbir şey söylemedim. Sonra da bana “Sen satılık mısın?” diye sordu. O anki şaşkınlığımı gizleyemedim. Böyle bir sorunun bir insana sorulduğuna daha önce hiç şahit olmamıştım. Bir kadına satılık muamelesi yapmak ne kadar da aşağılık bir durumdu. “Pardon” dedim. Belki de söylediği cümleyi geri almak ister de utanır diye düşündüm. Aslında anlamıştım ne demek istediğini ama anlamamazlıktan geldim. Belli ki o ısrar etmekte kararlıydı. “Yani satılık derken nişanlanmak ister misin? Benim yeğenim var seni ona alalım” dedi. Daha önce hiç bu kadar sinirlendiğimi hatırlamıyorum. Sinirden yüzüme çıkan ateşi hissedebiliyordum. Tüm hücrelerime nefret duygusu yayılmıştı. Öfkemi o anda kusmak istedim karşımdaki kendini bilmez cahil kadına.

 “Sen ne alıyorsun, inek mi ya da ne biliyim domates falan mı? Satılık ve almak kelimelerinin anlamını biliyor musunuz? Satılık ne kadar da terbiyesizce bir kelime, bu sizin ki nasıl kabaca bir üslup farkında mısınız acaba” diyecektim, sustum.

 Bu duruma gelmiş bir kadın, özellikle de kendisinin de kadın olduğunu unutmuş bir kadına, bu şekilde laf anlatmak saçma olurdu. Belli ki biz onunla aynı yerde yaşamıyorduk. Aynı düşünceleri, aynı cinsiyeti, aynı bilinç seviyesini paylaşmıyorduk. O kendini erkeklerin kölesi sanıyordu. Alınıp satılabilecek bir mal olarak bakıyordu kendisine. Benim de bu konuyu daha fazla uzatmadan kapatmam gerekiyordu.

 “Benim yaşım daha çok küçük ben yirmi yaşındayım ve okuyorum, kısacası evlilik düşünmüyorum” dedim.

Hemen orada yanında duran ufak tefek görünümlü diğer kadın öne atladı ve “benim yeğenim on yedi yaşında ve iki çocuğu var, hem ne var bunda sen de evlenebilirsin” dedi. Hatırladığım kadarıyla bundan iki yıl önce bir kadın; okuyorum dediğinde herkes susar ve kimse kimsenin üstüne gitmezdi. Memleketimde iki yılda çok şey değişmiş anlaşılan. İlerlemek yerine gerilemeyi tercih etmişler. Bana söyleyecek tek bir söz dahi bırakmamışlardı. Çünkü onların düşünce yapılarını, tabularını yıkmak tüm dünyada barışı sağlamaktan daha zordu. (Bu örneği veriyorum çünkü onca insanın barış içinde birbirini kırmadan yaşaması ütopyada mümkün olabilir sadece.)

 “Yeğenin on yedi yaşında evlendi de başı göğe mi erdi? Ya da iki çocuk yaptı da o çocuklara bilinçli bir gelecek sağlayabilecek mi? Evliliği boyunca kocasına ve çocuklarına hizmet etmekten başka bir amacı olacak mı ya da kendisi için vakit ayırabilecek mi? Hafta sonları çocuğunu alıp alışveriş merkezine koşmak yerine evde kalıp çocuklarıyla oyun oynayabilecek mi? Kollarına altın dizmekten, evdeki eşyalarını sürekli yenilemek istemekten, bir araba aldırmaktan başka bir gayesi olacak mı?” diye sormak geldi içimden.

 Ama tuttum kendimi, çünkü ne kadar konuşursam konuşayım, karşımdakinin algısı kadar konuşmuş olacaktım. Daha fazla duramadım orada. Arkamı dönüp uzaklaştım. Böyle insanlarla karşılaşınca nefes dahi alamıyordum. Her şey üstüme üstüme geliyordu. Bir insanın bilgisiz oluşuna her zaman saygı duyarım, öğrenmeye fırsat bulamamıştır derim. Ama bile isteye hiçbir şey öğrenmek istemeyen, başka insanın hayatına karışabilme hakkını kendisinde gören kişileri de normal karşılayamıyorum. 21. yüzyıldayız, yıl olmuş 2019 ve böyle insanların hala var olduklarına şaşırıyorum.

Son olarak Virginia Woolf’un sözlerine yer vermek istiyorum.

 “Yaratıcılık alanında kadın en önemli yere sahiptir, gerçekteyse tamamen ehemmiyetsiz. Şiir sanatını baştanbaşa kaplar; tarihte ise bulunmaz. Kurmacada kralların ve fatihlerin hayatlarına hükmeder; gerçekteyse ebeveynlerinin zorla parmağına yüzük taktığı herhangi bir oğlanın kölesidir. Edebiyatta en ilham dolu sözcüklerin, en derin düşüncelerin bazıları onun dudaklarından dökülür; gerçek hayatta ise anca okur, güç bela heceler ve kocasının malıdır.”

Virginia Woolf; burada kadınların neden yazı sanatında başarılı olamadığını (çünkü kadınlara bu hak tanınmamıştı) ve erkeklerin yazı sanatında ise kadınların çok önemli bir yere sahip oluşunun, gerçek hayattaki kadınla kurmacadaki kadının yerinin ne kadar da farklı olduğunu söylemiş. Bu düşünceler 1928 yılına ait. 2019 yılında ‘satılık’ kelimesini bir kadına karşı kullanan, böyle bir kadınla karşılaşıp da şaşırmam bundandır.

“” için 2 yorum

  1. Gerçekten kadınların en büyük düşmanı diğer kadınlardır. Bu şekilde devam etmesine göz yummamalı, kendimizi çok daha fazla geliştirmeli ve kendi ayakları üzerinde durabilen kadınlar olmalıyız.

    Liked by 1 kişi

namaviga için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s